Öncelikler – Zorluklar 2022

        

Dünya Politiği

Önce Trump’ın yarattığı dalgalanma ile dünya politiğinde ani değişikliklerin ve kırılganlıkların artacağını gördük. Pandemi ile birlikte küresel ticarette arka perdede ABD-Çin savaşı kızışırken tedarik problemleri ve lojistik sorunları iş hayatında strateji kurma ve yürütmeyi iyice zorlaştırdı.  En son 2022  Şubat ayında Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı tüm dünyayı politik ve ekonomik olarak yeni bir bilinmezliğe sürükledi.

Bu dönem içerisinde ABD donanmasının 2020’li yıllar içerisinde Çin’in Tayvan’a karşı benzer bir girişimde bulunacağını beklediğini açıklaması da çok büyük bir politik dönüşüm ve beraberinde ekonomik değişikliklerin kapıda olduğu sinyallerini veriyor.

Dünya siyaseti ve güç kaymasının yarattığı türbülansa yönelik tedbirler anlamında iş liderlerinin elinde çok fazla bir seçenek bulunmuyor ama bu kargaşanın da hızla bitip sakinlemeyeceğini anlamak ve ona göre dirençli yapılar kurgulamak ya da ortaya çıkan yeni fırsatları hemen değerlendirmek en önemli öncelik olarak yerini koruyor.

Ukrayna krizi ile birlikte Türkiye’nin en önemli müşterisi olan AB’de, parçalanmak yerine birleşerek ilerleme yönündeki olanaklar konuşulmaya başladı. Bu şekli ile AB’nin rekabet gücüne ve direncine de net bir şekilde odaklanacağına dair emareler mevcut. Rusya-Ukrayna çatışmasındaki gelişmeler doğrultusunda Avrupa ekonomisinin aynı anda hem zorlanması hem de güçlenmesi beklenebilir. Teknolojik gelişmelerdeki hızlanma ve beraberinde Almanya’nın savunma bütçesini arttırma kararı AB’nin Almanya liderliğinde uluslararası oyuna yeniden katılmasına yol açabilir. Enerji arzını güvence altına almak, nükleere geri dönüş ve sürdürülebilir enerji yatırımlarının hızlanması ve bu alandaki teknolojik ilerlemeler, Rusya’nın elindeki enerji kartını da paralel olarak orta-uzun vadede düşürebilir. Bu yöndeki hamlelerin de olumlu-olumsuz siyasi ve ekonomik sonuçları olacağı kesindir. Türkiye’nin de enerji bağımlısı bir ülke olması nedenli ile bu olaydan çıkaracağı dersler mevcuttur. Türkiye’de iktidarın 2023 seçiminde el değiştireceği artan bir olasılıkken iktidara talip olanların da programlarında ekonomik aktivitelere yönelik net çözümlerle bir vizyon koyması gereklidir. Bu bağlamda denizcileşmeyi, enerjiyi, teknoloji ve katma değerli üretimi merkeze alan, 30 senelik bir sanayi programının da kamuoyunda tartışmaya açılması gerekir.

Bu krizle birlikte sadece ülkelerin siyasi yapılarının değil, ekonomik varlıklar olan şirketlerin de zor kullanma, şiddet ve savaş araçlarına karşı tepki verdiğini gördük. Bu tavrın da kurumsal sosyal sorumluluk programının bir parçası haline gelerek yeni bir insani davranışı kültürel olarak iş hayatına eklemlemeye yol açacağını öngörmek mümkün.

Bu savaş, Ukrayna boyutunda kalır ve sonuçlanırsa, AB merkezli olarak daha etkili bir ekosistem ve ilerleme odaklı yeni bir ortam oluşma ihtimali vardır. Bu ihtimalde Türkiye’nin ve Türk şirketlerinin nasıl bir yer bulacaklarına dair kafa yorması gereklidir.

Sonuç itibarı ile dünya politiği hiç olmadığı kadar iş hayatının odağında olmak zorunda. Gelişmeleri iyi takip edip, imkanları veya manevra alanlarını iyi değerlendirerek, kısa aralıklarla strateji gözden geçirmeleri yapmak artık iş rutini haline gelmelidir. İş liderleri artık ticari zekaya sahip olmakla yetinmenin ötesinde, olayları takip edip yorumlayan bir politik zekaya da sahip olmak durumundadır.

Yetkin çalışanların elde tutulması

Hibrit ve uzaktan çalışma bilgi çalışanları için standart haline geldikçe, çalışan devrinin artmaya devam edeceğini öngörmek mümkün. Bu açıdan çalışan yetkinliklerini iyi anlayıp atıl yetkinlikler nasıl kullanılır, eksik yetkinlikler dışarıdan nasıl tamamlanır, uzaktan çalışmanın iş yeri sosyalleşmesi ve sinerjiye olumsuz etkisi nasıl önlenir gibi sorulara verilecek cevaplar insan yönetimi açısından en önemli öncelikler haline geliyor. İşyerinde demokrasi, fırsat eşitliği, adalet, liyakat, çalışan sağlığı ve refahını gözetmek, beceri kazandırma ve beceri kazanma fırsatlarını yaratmak, yetkin çalışanların elde tutulması için önemli alanlardır.

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik şartlar ve özellikle batılı ülkelerdeki kalifiye çalışan eksiklikleri iş liderleri için önemli tehditlerden biri haline gelmiş durumda. Bu nedenle özel sektörün meslek örgütleri ile birlikte kalifiye ara eleman yetiştirme programlarını yeniden tasarlaması ve uygulamaya geçirmesi gereklidir.

Meslek örgütleri ile birlikte kamuoyu baskısı oluşturarak değişen teknoloji ve iş şartlarına göre ihtiyaç duyulan mesleklere yönelik üniversite eğitiminin yeniden organize edilmesi, karşılığı olmayan mesleklere ait bölümlerinin azaltılması/kaldırılması, yürümeyen iş hayatı-üniversite işbirliğinin devlet öncülüğünde verimli çalışmasının şartları zorlanmalıdır. Paralel olarak üniversite öncesi eğitim müfredatının da yeni ekonomik şartlara ve rekabete uygun, yüksek becerili ve kavrayışlı bireyler yetiştirme yönünde değiştirilmesi talepleri sıklıkla dile getirilmelidir.  Bu çalışmalar her ne kadar tekil olarak firmaların gücünü aşsa da geleceğe yönelik büyüme stratejilerinde olmazsa olmaz insan kaynağı açısından tüm iş liderlerinin kaygı duyması ve öncelik vermesi gereken bir alan olduğu için işbirliği ve ortak tutum arayışını gerektirir.

Dijital Dönüşüm

Dijital dönüşüm kavramı Türkiye’de halen bilinmezlikler ve yanlış anlamalarla yerine oturmayan, bu nedenle de çoğu zaman nakit kaybına yol açan bir kavram. Ama sunduğu fırsatlar ve uzak kalınması halinde yaratacağı tehditler sebebi ile de önceliklerden hiç düşmeyecek bir konu. Öte yandan veri toplama, temizleme, yorumlama ve kullanma yeteneklerinin gelişmediği iş ortamlarında dijital dönüşüme balıklama atlamak da en büyük problemlerden biri. O nedenle veri yönetimi ile ilgili yetkinliği olmayan iş organizasyonlarının plan dahilinde bu eksikliklerini çok hızlı kapatıp sonrasında dijital dönüşüm programlarına başlaması gerekiyor.

Her dönüşüm programı gibi üst yönetimin bizzat içinde olmadığı, kurgusu ve gidişatı konusunda yönetimin gözetim eksiği olduğu durumlarda, dijital dönüşüm çalışmalarında da başarısızlık ihtimali çok artmaktadır. Bu nedenle iş liderleri ve üst yönetimin dijital farkındalığı ve yetkinliklerini arttırması organizasyonel başarı için en önemli önceliklerden biridir. Netice itibarı ile teknolojik yetkinlikler tüm organizasyona yayıldığı oranda yeni fırsatlar ve gelişmeler oluşacaktır.

Tedarik zinciri yönetimi

Pandemi ile tetiklenen ama yukarıda bahsedilen küresel güç kayması ve belirsizliklerin artması ile süreklilik kazanan tedarik riskleri çok fazla artmış durumda. Dalgalanma küresel enflasyonist baskılarla daha da şiddetlenecek gibi görünmekte. Bunu yönetebilmenin tek yolu iş etrafında bir ekosistem, yani karşılıklı fayda kurgusunu yaratmak ve işbirliklerini arttırmaktır. Bu işbirlikleri sadece tedarikçileri değil müşterileri de kapsamalıdır. Tedarikçi ve müşteriyi kapsayan iş birlikleri hizmet ve üründe ucuzlama, inovasyon ve rakiplerden ayrışma getirecektir.

Bu bakış açısı ile tedarik zincirlerini dayanıklılık için yeniden kurgulamak bunun için de gerekiyorsa teknolojiyi de işin içine katmak gereklidir. Bugün, organizasyonların eski, esnek olmayan BT sistemlerinden vazgeçerek, yeni kaynaklar bulma ve tedarik zincirlerini çeşitlendirme yoluna yönlendirebilecek teknoloji destekli modern tedarik zinciri çözümlerinin de bu anlamda fırsatlar yaratacağı akılda tutulmalıdır.

Deniz taşımacılığında artan fiyatların yanısıra hammadde temininde yaşanan düzensizlikler yeni bir spekülatif dönemi beraberinde getirdi. Dünya politiğinde artan çatlaklar da zincirleme fiyat artışlarını ve enflasyonu tüm dünyanın gündemine soktu. Bu hali ile ürün ve hizmetlerin maliyetlerinin kontrol altında tutulması/düşürülmesi yanısıra maliyet ve harcama iyileştirmelerinin de yönetimin ana konularından biri haline gelmesi gerekiyor. Bunu yapmak için de organizasyonların tamamında uygulanacak, finansallarda hızlı bir şekilde etkisi görülecek iyileştirme ve verim arttırma programlarına özel önem verilmesi gerekiyor. Bu nedenle önceleri sadece üretim birimlerinin ajandasında yer alan yalın/çevik uygulamalarının hız ve etkinliği arttırılarak tüm şirket birimlerinde aynı anda uygulanması Türk firmaları özelinde yüksek öncelik olarak ortaya çıkıyor.

İş ortamında beden ve zihin sağlığı

Uzun yıllar boyunca iş ortamlarında başarılı çalışan ve yöneticilerin EQ’ları konuşuldu ve bunun nasıl arttırılabileceği üzerine çalışıldı. Günümüzde ise değişkenliklere ve karmaşaya dirençli organizasyon yapısına sahip olmak için dirençli çalışan ve yönetimlerin olması gerektiği sonucuna varmış bulunuyoruz. Bunun sağlanabilmesi için EQ yanısıra BQ’nın (Body Quofficient) da bireyler bazında gözetilerek üst düzeyde tutulmasını sağlamak gerekiyor. Bu anlamda çalışanların zihinsel ve bedensel sağlığı da iş sonuçları açısından firmaların öncelikler listesine giriyor. Bunu gözeten yapılar sadece iş süreliliği ve verimi açısından kazanç sağlamıyor, marka ve yapıyı insanlaştırma yönünde bir adım ileri gidip çalışan bağlılığını arttırırken müşteriyi elde tutma- yeni müşteri kazanma dolayısı ile gelir arttırma açısından fayda sağlayan önemli bir yola girmiş oluyor. Bu hali ile çalışanlarını önceleyen organizasyonların iş sonuçlarındaki başarılarını gözardı etmek pek mümkün değil. Bu açıdan çalışanların hobilerinin desteklenmesi, bireylerin yetkinliklerinin arttırılması ne yaptığını bilen IK yönetimlerinin gündeminde ağırlık kazanıyor. Tüm bunların üzerine yetkinlik haritaları paralelinde çalışanların finansal sağlığını da ölçen ve gözeten yapıların  insan kaynağı açısından rekabette elinin güçlü olacağını ve hızlı değişkenliklere karşı direncin artacağını söylemek mümkün. Uzunca bir süredir gündemde olan  “Organizasyonel Gelişim”  kavramının  ana unsurlarından birinin bu zihinsel, bedensel ve finansal “wellness” haline geldiğini kabul etmek gerekiyor.

Veri güvenliği

Teknolojide her gün katlanarak artan gelişmeler takibi zor bir ortam yaratıyor, ancak bu gelişmelerin sunduğu fırsatlardan da uzak kalmak şirketlerin geleceklerini büyük risklere açık hale getiriyor. Bu teknolojik gelişmelere uyum göstermeye çabalarken de yine teknoloji ile birlikte ortaya çıkan güvenlik riskleri iş sürdürülebilirliği açısından çok önemli bir konu olarak önümüzde duruyor. Mevcutta ortalama bir Türk şirketinin IT becerileri göz önünde tutulursa bu konuda Türkiye’de çok büyük bir açık olduğu ve bunun iş için büyük riskler taşıdığı farkedilecektir. Küçük ve orta ölçekli firmalar böyleyken IT altyapısı güçlü bankaların bile yaşadığı örnekler  bu konuda riskin ne olabileceğini anlamamıza yardımcı oluyor. Bu açıdan büyük küçük farketmeksizin firmaların IT birimlerini bu gözle değerlendirmeleri ve bu alanda yatırımdan kaçınmamaları gerekiyor. IT altyapısına yönelecek saldırıların tespiti ve savuşturulması ile ilgili çalışan yetkinliklerinin arttırılması yönünde bir program başlatıp uygulamanın yanısıra, yapıdaki açıkları sürekli test eden, gözeten ve bu açıkları kapatan, senaryolara dayalı bir yönetim anlayışının da yönetsel öncelikler içerisinde olması gerekiyor. Konunun firma IT altyapısına yönelik korsan saldırılar dışında müşteri ve çalışan verilerinin korunması ve kullanılmasına yönelik tarafı da uzunca bir süredir önem sahibi olan bir konu. Bu açıdan da dikkati yüksek tutan ve buna önem veren bir yönetim anlayışının öncelikler arasında yer bulması gerekiyor.

Çevreye etki, sosyal sorumluluklar

Küresel ısınma ile birlikte insanlığın dikkatinin yoğunlaştığı çevresel etkiler, pandemi ile birlikte batılı kamuoyunun gündeminde artan bir öneme sahip oldu. Uzun yıllar boyunca iş etikleri ve çevresel etki değerlendirmeleri kamuoyunda marka algısı açısından önemli konular olmuş olsa da günümüzde bu konular sosyal sorumluluk kapsamında iş hayatının insan ve doğa yaşamına katkısını önceleyen bir konu haline geldi. Insanlaşma kavramının yerleştiği marka algısının bu konuyu gözardı ederek yürüyeceğini düşünmek artık olası değil. Bu anlamda sadece çevre etkileri değil iş yerindeki fırsat eşitliğini sağlamak ve çalışma şartlarını iyileştirmekle birlikte topluma fayda sağlayan girişimler, ve karbon ayak izinin azaltılması yönetsel önceliklerden biri oldu.

Soysal sorumluluk çalışmalarının ve karbon ayak izinin azaltılması çalışmalarının marka performansına etkisinin iş sonuçlarına yansıyacağı örneklerle önümüzde duruyorken, AB’nin “yeşil anlaşma” isimli yönetmeliği uygulamaya koyması ve iş yapma şartlarını karbon ayak izindeki azalmaya bağlaması ihracat yapan firmalarımızı bu konu üzerinde odaklanmaya teşvik edecek şekilde önümüzde duruyor.

Tüm bunların yanısıra 2022 itibarı ile çok büyük oranlarda artan enerji maliyetleri de firmaların sürdürülebilir enerji kullanımı konusunda yatırımları gündeme alıp uygulama yolunu açmış bulunuyor.

Kısacası içinde bulunduğumuz yaşama olumlu katkı vermek dışında maddi anlamda da yaratacağı faydalar açısından çevresel etki ve sosyal sorumluluk çalışmaları yönetim ajandalarında yer bulması zorunlu  konuların başında geliyor.

Galip Arbak