Hiper Enflasyona Giden Yol ve Bundan Kurtuluş

Hiper Enflasyona Giden Yol ve Bundan Kurtuluş

Dünya tarihinde varlık gösteren ülkeler için 30 yıllık dönemler önemli ekonomik gelişmelerin ve atılımların yapılabileceği sürelerdir. Doğru yönetildiğinde büyük sıçramalara yanlış yönetildiğinde ise büyük çöküşlere yol açan ve kalıcı izler bırakan zaman aralıklarıdır. Çin ve Almanya bu duruma iyi birer örnek olarak gösterilebilir. Türkiye açısından da son yirmi yılın bu anlamda kötü bir örnek olduğunu söylemek yanlış olmaz.

İyi örneklerden olan Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki hiper enflasyon ile ilgili yaşadıklarını hatırlamak çıkış yolu açısından Türkiye’ye ipuçları verebilir. Dolayısı ile bu ülke özelinde sürece göz atmakta fayda var.

Almanya, 1871’de Alman Birliği’ni sağladıktan sonraki süreçle birlikte 1900 yılına gelindiğinde, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’ni çelik üretiminde geçmiş bulunuyordu. Bu ekonomik gelişme 1850’de 35 milyondan 1913’te 67 milyona ulaşan eşi görülmemiş bir nüfus artışıyla desteklenirken, 1895’ten 1907’ye kadar, makine yapımında çalışan işçilerin sayısı yarım milyondan bir milyona ulaşmıştı. Sanayi ise 1913’e gelindiğinde gayri safi millî hasılanın yüzde 60’ını oluşturmaktaydı. 1914’te ülke dünyanın elektrikli aygıtlarının yarısını üreten bir ekonomiye dönüşmüştü. Endüstriyel olgunluğa doğru hızlı ilerleme, Alman ekonomisinde, kırsal ekonomik yapıdan, önemli bir mamul ihracatçısı konumuna doğru büyük bir geçişe yol açmıştı. 1913 yılı itibarı ile, Almanya bütün Avrupa pazarlarına hâkim olmuştu.

Tüm bu hızlı gelişmenin devamında Almanya’nın Ingiltere’nin denizaşırı hakimiyetine göz koyması sonucu Birinci Dünya Savaşı patlak verdi. Savaşı bitiren Versay anlaşmasının yarattığı şartlar sebebi ile çok hızlı bir şekilde ekonomik darboğaza giren ülke hiperenflasyon altında ezilmeye başladı.

Kısa dönemli enflasyonist ekonomiler büyümeye yardımcı olabilirken hiperenflasyon denilen durum söz konusu ülkenin ekonomisinin ciddi bir sıkıntı içinde olduğunu gösterir. 1920’lerin başında Almanya örneğinde bu, endüstrinin hammadde satın almakta gerçekten zorlandığı anlamına gelmekteydi. Bu hali ile de nüfusunu doyuracak kadar bir gelir yaratamama ile karşı karşıya kalmıştı. Bunun dışında hiperenflasyon içerisindeki bir ülkede en kötü durumlardan biri fiyatlama algısının kaybolması ile birlikte öngörünün yok olması, bu şekilde de planlama imkanlarının yitirilmesidir. Bu noktada yatırım kararları verilemez, büyüme de gerçekleşmez. Kazançlar spekülatif yatırımlara yönelir. Gelir uçurumları artar, toplumsal gerilimler büyür.

Ekonomik açıdan; çok kısa bir süre için, para biriminin değerini düşürmek, sadece fiyata dayalı olarak bir ülkenin ihracat yapma yeteneğini kolaylaştırabilir. Ancak çok kısa süre sonrasında yapılan bu devalüasyon ithalatı pahalandırdığından daha yüksek fiyatlarla bu yetenek ortadan kalkar. Bu, çalışanların tüketim gücünün de içini boşaltır, onları ya daha fakir yapar ya da daha yüksek ücret almaya odaklar. Bu da üretim ve ticari maliyetleri artırır, fiyatları yükseltir, rekabete zarar verir. Dolayısı ile kısırdöngü gün geçtikçe durumu daha kötü hale sokar. Yukarıda tarif ettiğim şekli ile 1920’lerin aşırı enflasyonu Almanya’da büyük hasara, istikrarsızlığa ve büyük yoksulluklara neden oldu. Sonrasında da politik aşırılıklara yol açtı. 1980’ler boyunca yüksek enflasyon ile yaşamaya alışmış bir ülke olan Türkiye için de bu konular yabancı değil ancak o dönemden şimdikinin farkı devalüasyondaki istikrarsızlık ve kontrolsüzlüktür. Bu nedenle yaşadığımız ve tedbir alınmazsa yaşayacaklarımız 1920’lerin Almanya’sının yaşadığı hiperenflasyon dönemini andırmaktadır.

Hal bu olacak ise böyle bir ekonomik sorundan kurtulmak için yine Almanya örneğinden yola çıkılarak çözüm yolları aranabilir/ önerilebilir.

Almanya’da 1923 Sonbaharında kurulan koalisyonun başına Gustav Stresemann getirilir. Stresemann 103 gün Şansölye olmasına rağmen sonraki 6 yılda koalisyonlarda dışişleri bakanı olarak görevine devam ederken, Almanya’nın 1920’lerdeki dirilişinin mimarı olacaktır.

Koalisyonlarla birlikte Almanya Merkez Bankası bağımsız hale gelir ve işler düzelmeye başlar. Hiperenflasyonun ateşini alacak bir takım ekonomik düzenlemeler bu sayede uygulamaya konulur. Bunun yanısıra ekonomideki büyük giderlerin (Ruhr sanayi bölgesi sorunu) politik hamlelerle sona erdirilmesi sağlanır. Ekonomideki liyakat sahibi bürokratların yönetiminde iyileşmeler organize edilirken uluslararası politikada dengeler doğru değerlendirilip ilişkiler güçlendirilir bu sayede ülkeye yatırım ve kredilerle sıcak para girişi artar. Bütün bunlarla birlikte Almanya komşuları ile ilişkilerini düzeltir ve barışı hedefleyen politikalar izler. Ülke 1926 yılında dönemin Birleşmiş Milletleri olan League of Nations’a girerken Sovyetler Birliği ile yapılan antlaşma ile birlikte askeri teknoloji geliştirme faaliyetlerine hız verme imkanı ortaya çıkar.

ABD bankalarından alınan krediler doğru kullanılarak ekonomi toparlanır, yeni yatırımlarla ekonomi büyür, ihracat savaş öncesine ulaşamasa da önemli miktarda artar ve sonuç itibarı ile 1929 Dünya krizine kadar Almanya ekonomisi ile birlikte sanat ve toplumsal refah açısından dünya ligine geri döner.

Almanya’nın 1923-1929 arasındaki toparlanma sürecindeki önemli başlıkları Türkiye kendi şartlarına uygularsa sorundan çıkış için gerekli olan yol netleşir.

Buna göre bürokraside liyakatı hızlı ve tavizsiz şekilde geri getirmek, Merkez bankası başta olmak üzere ekonomi yönetimini siyasetten ayrıştırıp özerk hale getirmek, büyük gider kalemlerini ve israfa yol açan tüm başlıkları ortadan kaldıracak bir iradeyi ortaya koymak, dış ticaret açığının en büyük kalemi olan enerji giderleri için yoğun bir program dahilinde yenilebilir enerji kaynaklarına yönelmek ve tüm toplumu enerji verimli bir hayata yönlendirmek, tüm bunları organize ederken tarım ve hayvancılığı yeniden diriltmek ve özellikle bu iki alanda bilimsel yöntemlerin kullanımını teşvik etmek hatta belki zorlamak yanısıra 30 yıllık bir sanayi programının yüksek teknoloji ve denizciliği içerecek şekilde uygulamaya koymak şeklinde sıralanabilir.

Tüm bunların da uygulanabilir olması için ülkenin kolay yatırım yapılabilir ve sermaye için güven verici hukuki altyapıda olması gerekir. Yatırım çeken ülkeler içinde bulundukları coğrafyada istikrasızlıkları da ortadan kaldıran ülkelerdir bu şekli ile istikrarı kendi içlerine de taşırlar. Nihayetinde içinde bulunduğumuz sorundan çıkış için ülke içerisinde birlik ve beraberliği sağlayacak uzlaşmacı ve olumlu bir yapının ortaya çıkması gerekir. Ancak bu sayede birleşme ve ilerleme sağlanacak, Türkiye’de hiper enflasyon girdabından kaçabilecektir.

Galip Arbak